SİNEMA VE DİN
Bülent Pelit

Bülent Pelit

Yeşilcam Anı

SİNEMA VE DİN

12 Nisan 2019 - 10:44

Amerikan filmlerinde sıkça rastlarız, “kör, kör parmağım gözüne” tuzağına düşmeden bir güzel dini propagandalarını yaparlar. Subliminal mesajlarla gerçekleştirirler bunu. Stallone’nin Gün ışığı diye bir filmi vardır, bir tünelde kaza olur insanlar mahsur kalır, çıkış yoktur. Uzun mücadeleler sonunda, bir umut belirir, fareleri takip ederler, haç işareti görülür, tünel inşaatında çalışan işçiler için yapılan kilisedir burası ve o yoldan insanlar yüzeye çıkıp kurtulurlar, hiçbir dini slogan olmadan sağlam bir propaganda yapılmış olur film aracılığı ile. Örnekler saymakla bitmez. Gerek hristiyan sinemacılar gerekse Yahudi sinemacılar, film estetiğinin sağladığı fırsatları üretimlerinde, kendi inançlarına göre işlemekten geri kalmazlar.

Ülkemizde din genellikle filmlerde didaktik bir dille, direkt etki sağlayarak kullanılmaya çalışır. Tamamen siyasileştirilir, bazılarının izlenmesi bu kafa yapısıyla iyice zorlaşır, ya da din adamları kötü gösterilerek kutuplaşmaya imkan sunulur, her iki açıdan da abartı hakim olur, hele bazı Yeşilçam filmlerinde hacı, hoca tayfasının ne kadar alkolik ve her gün içtiği birkaç paket sigaranın etkisiyle sararmış sakalları, parmakları ile boy gösteren insanları oynatmaları, ne kadar özensiz seçimler yaptıklarını gösterir insana. En objektif karakter bile mürekkepleşir bu vesile ile. Tarikatların Türk sinemasını ele geçirmesiyle, farklı bir yere evrilir dini motifler filmlerin içinde. Ama sinema estetiği hep hor kullanılır, eski sol filmlerindeki sloganların başka türlüleri atılır. Özlü sözler, yaşamayan hayatlar, sürekli mesaj yollama isteği, seyircinin karnını iyice şişirir.

Baş rollerde Antony Queen, Oliver Reed oynadığı Ömer Muhtar adlı filmi çoğumuz hatırlarız. Libya'nın İtalyanlara karşı verdikleri bağımsızlık savaşını bir çocuğun gözünden anlatan bu filmin yönetmenliği Mustafa Akkad yapmış. Mustafa Akkad aynı zamanda İslamiyetin doğuşunu en iyi anlatan film olarak gösterilen Çağrı filminin yönetmeni ve yapımcısı. Her denk geldiğinde iki filmi de mutlaka izlerim. Çocukken ilk sinemada izlemiştim bu filmleri. Hayatında hiç sinemaya gitmemiş birçok tanıdığımda Çağrı filmini izlemek için sinemalara koşmuş, film aylarca Taksimde Venüs sinemasında kapalı gişe oynamıştı. Şimdilerde o sinemanın yerinde yeller esiyor tabi. Bu iki filmi finanse eden kişi bilindiği gibi devrik Libya lideri Muammer Kaddafi. İslam alemine olağanüstü bir film hediye edilen Kaddafinin sonu ne yazık ki, aynı dine mensup kişiler tarafından linç edilerek öldürülerek oldu. Mustafa Akkad'a ne oldu derseniz O'da Ürdünde bir otelde kalırken, el kaide teröristlerinin attığı bir bomba ile kızı Rima ile birlikte hayatını kaybetti. Artık Çağrı ve Ömer Muhtar filmlerini izlerken bir başka duygulanıyorum. Neden diyorum kendi kendime İslamiyete bu iki güzel filmle hizmet etmiş insanlar böyle bir sonla karşılaşmışlar.

Bu yazı 253 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum