TÜRK SİNEMASININ CİLALI İBOSU FERİDUN KARAKAYA
Bülent Pelit

Bülent Pelit

Yeşilcam Anı

TÜRK SİNEMASININ CİLALI İBOSU FERİDUN KARAKAYA

22 Ocak 2019 - 10:40

Feridun Karakaya ile babamın yolu ilk olarak yönetmenliğini Orhon Murat Arıburnu'nun yaptığı Sihirli Boru adlı filmde kesişiyor. Yıl 1955. Babam yönetmen yardımcısı, Feridun Karakaya ise kariyerinin henüz başında bir aktör olarak filmde görev alıyorlar. Karakaya babamdan sekiz yaş kadar büyük bu arada. Tamamen zıt iki karakter olmalarına rağmen iyi bir dostlukları oluyor sette.

Babam, ağzından "lan" lafı bile duymadığım biri, kötü söz, küfür hiç kullanmazdı. Feridun Karakaya şakacı, espri yapmaktan keyif alan ve genelde bu şakaları belden aşağı olan bir şahsiyet. Sonraları Cilalı ibo olarak sinemada şöhreti yakalıyor, aynı şekilde tiyatroda da bir yıldız gibi parlıyor. Yıllar içinde karşılaştıkları her mecliste şuna tanıklık ettim, babamı görür görmez "Hidayeeeet" diye koşardı yanına, babam el, kol şakalarından kendini korumaya çalışırdı.

Doksanlı yıllarda TGRT kanalına bir iş yapar oldu Feridun Karakaya, firması yoktu, en güvendiği insanlardan biri olan Hidayet'in kapısını çaldı, Yılmaz Atadeniz yönetmeniydi, babam pek işe karışmıyordu, üç dört bölüm çekmişlerdi, yönetmenle sorun yaşamışlar, babama senin oğlun yönetmenlik yapıyormuş, onu yolla bana demiş, Kardeşim Leventle bana Leventte oturduğu evin önünde randevu verdi, soğuk bir ocak günü, eski püskü ama yıllardır kullanmaktan vazgeçmediği Anadol markalı otosuna bizi bindirdi, oldukça coşkulu anlatmaya başladı bize çekilecekleri. Bu arada, eskiden sadece otobüslerin geçtiği tercihli yol vardı, bu o yola girmiş, polisler önümüzü çevirdi, şakaları ile onları da mest etti, bir işlem yapmadan bıraktılar bizi.

İş koyduk o zamanlar gecekondu olan Mecidiköy deresine indik, prodüksiyonun kiraladığı bir evde çekimlere başladık. Sürekli dama çıkıyor, beni damda çekin oğlum diyor, su borusundan aşağı iniyor, tekrar tırmanıyor, bir ip cambazı çevikliğinde, neşe muhabbet gırla çekim yaptık, çektiğimiz her plan sonu, gelip yanaklarımı sıkıyor,” yavyum sonunda istediğim yönetmeni buldum” diyor, iki üç gün daha böyle çekim yaptık, sonra kanal ile bir sıkıntı yaşadı, yanlış hatırlamıyorsam çekilenlerin hiç biri oynamadı. Konuşmalarında babamdan hep onu methederek bahsederdi, şöyle temiz çocuk, sizde babanız gibisiniz, ben onun tıfıl halini bilirim, o da benim halimi diye anlatırdı. Birkaç yıl sonra onun başrolünü oynadığı Fotoğrafçı adlı orta oyunu izlemek için tiyatroya gittiğimizde kapıda gelenleri karşılıyordu, üzerine oduncu gömleği, kahverengi kadife pantolonu giymiş vaziyette. Bana baktı, tanıyamadığını anladım, ben Hidayetin oğlu dedim, iyi iyi dedi elimi sıktı uzaklaştı, biz oyunun başlamasını beklerken, bir el dokundu baktım bu,” lan oğlum ben seni kapıcı Hidayetin oğlu sandım, sen bizim yönetmen değil misin?” Boynumu kendine doğru çekip yanaklarımdan öptü, beni ve babamı anlatmaya başladı, bu arada oyunun başlamasına beş dakika var, laf uzadıkça uzadı, oyunun son zili çaldı, bizi yerlerimize yolladı, ben içimden dedim herhalde oyunun ilerleyen zamanlarında sahneye çıkıyor, salona girdik, koltuğumuza oturur oturmaz bir baktık, oyun kostümünü giymiş bir şekilde sahneye takla atarak girdi, bizi yerimize yollamasıyla, koltuğa oturmamızın arası bir dakika bile değil, kostümde oldukça giymesi zor bir kıyafet, hangi arada üstünü değiştin be mübarek adam. Rahmetle ve saygıyla.

Bu yazı 1165 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum